1. Haberler
  2. Kültür&Sanat
  3. Ertuğrul Özkök: Yemin ediyorum dünyanın en “kıl” patronu işte bu adam

Ertuğrul Özkök: Yemin ediyorum dünyanın en “kıl” patronu işte bu adam

Adamı daha sabah yataktan kalkarken gördüğümde kendi kendime yargımı verdim:"Herhalde dünyanın en kıl zengini kesin bu heriftir…"Adam daha yataktan kalkarken şöyle konuşuyor:"Ben çalışmıyorum, çünkü çalışırsam yorgun düşerim, aşık olamam, sevişemem ...

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Adamı daha sabah yataktan kalkarken gördüğümde kendi kendime yargımı verdim:
“Herhalde dünyanın en kıl zengini kesin bu heriftir…”
Adam daha yataktan kalkarken şöyle konuşuyor:
“Ben çalışmıyorum, çünkü çalışırsam yorgun düşerim, aşık olamam, sevişemem…”
Yüzlerce elbiseden oluşan bayağı gardrobundan seçtiği pijama mı, takım elbise mi olduğu anlaşılmayan “kitsch şey”, “aman Allahım” dedirtiyor.
Ama biraz sonra söylediğini işitince, bütün bunların daha küçücük bir girizgah olduğunu anlıyorsunuz.
Bir “bayağılık mukaddimesi” yeni…

“Sizden başka hiçbir kodaman benimle konuşmayı kabul etmedi”

Adam çok zengin.
Öyle böyle değil, çok çok zengin…
İtalya’nın önde gelen dergilerinin birinin yazarı onunla mülakat yapmaya gelmiş.
Kadın, “Size çok teşekkür ederim” diyerek başlıyor ve sözünü şöyle bağlıyor:
“Ülkemizin önde gelen kodamanları ile bir dizi mülakat yapmak istedim, hiçbiri kabul etmedi. Ama siz nezaket gösterdiniz, kabul ettiniz. Çok teşekkür ederim…”

“Zenginin servetini fukaranın gözüne sokması iyidir”

Geliyorum adamın “kıllık” manifestosunun en vurucu maddesine;
Soruyor;
“Neden kabul ettim biliyor musunuz?”
Kadını beklemeden, cevabını yine kendi veriyor:
“Çünkü serveti, parası olmayanların gözüne sokmak iyidir…”
Yoksulların ve dilencilerin piri, Aziz Françeskod’Assisi herhalde mezarında şöyle bir doğrulmuştur.
Tarkan’ı 1990’larda meşhur eden o “Kıl oldum Abi” nakaratlı şarkısı var ya, o an işte o nakarat kafamda çınlamaya başlıyor.

Allah’tan kıl herif bir Türk değil, yoksa girişeceğim

Neyse rahat olun. Adam Türk değil hiç olmazsa.
Bir İtalyan ve tuhaf bir adı var:
Checco Zalone
Kıl ola ola, kadın gazeteci ile yaptığı mülakatı izlemeye devam ediyorum.
Bir hafta sonra 50 yaşına girecekmiş ve Sardunya adasındaki devasa evinin devasa bahçesi ve havuzunun etrafında 800 kişiye bir 50 yaş partisi verecekmiş.
Zengin bir kıl herif için görgüsüzlüğünü teşhir etmenin en meşru bahanesi…

Bana bir Tuntankamon mabedi inşa edin, tahtırevanla gireceğim

Özel bir şov için tasarım şirketi ile anlaşmış.
Yaş günü şovunun bir Firavun şaşası içinde olmasını istiyormuş.
Yani Luxor’daki o devasa yapıtların içindeki görkemli törenler gibi bir şey istiyor.
Piramitler diyarında Aida Operası’nın sergilenmesinden büyük bir şaşa istiyor.

Bu ne; Tutankamon mabedi mi yoksa göçmen çadırı mı?

Bunun için bir de Tutankamon mabedi yapılması talimatı vermiş.
Yapmışlar ama adamları azarlayarak o çakma mabedi şöyle aşağılıyor:
“Yıkın bunu, göçmen çadırına benzemiş…”
O andan itibaren makaraları bırakıyorum.

İnsan bu kadar güzel mideli neden terk eder?

Sonra kıl zenginin kadınlarla ilgili fikirlerini dinlemeye başlıyoruz.
Kadın gazeteci, “Eski eşiniz bir modelmiş, İnsan böyle güzel bir modeli neden terk eder?” diye sorunca kıl herif şu cevabı veriyor:
“Eski modelin daha da güzel olan yeni modelini aldım…”
Kıl herif kadın aşağılama sanatının en odun ifadelerini öğrenmiş.

“Oturma izni var ama daha çok yatar pozisyondayız”

Yeni sevgilisi Meksikalı bir manken ve 25 yaşında.
Kadın gazeteciden en can alıcı soru geliyor:
“50 yaşında varlıklı bir adam olarak 25 yaşındaki Meksikalı bir modelle sevgili olmaktan utanmıyor musunuz?”
Kıl adamın cevabı “dam üstünde saksağan…”:
“Bakın ben şahsen insanların uyruğunu hiç sorun etmem. Bolivyalı veya Arjantinli olsa da aynısından alırdım.”
İfadeye dikkat:
“Aynısından alırdım…”
Ve arkasından yeni sevgilisi ile ilgili en kıl laf geliyor:
“Sevgilimin İtalya’da oturma izni var ama genelde yatar pozisyondayız.”
İğrenç bir Akdenizli erkek portresi değil mi..?

“Bu zenginlik bir günde olmadı, arkasında 60 yıllık çaba var”

Peki bu kıl herif nasıl zengin olmuş?
Adam birden ciddileşiyor, “Hiçbir şey öyle gökten inmedi, bunu böyle yazın” diyor ve servetini açıklıyor:
“Sahip olduğum her şey 60 yılı aşkın bir çalışmanın sonucu…”
Kadın gazeteci itiraz ediyor:
“Ama biraz önce 50 yaşına girdiğinizi söylemiştiniz.”
Adam kaşlarını kaldırarak kıza bakıyor ve sözünü tamamlıyor:
“Ben kendimden söz etmiyorum ki, babamı anlatıyorum.”
Evet. Babası İtalya’nın en büyük mobilya fabrikatörü…
O çalışıyor, kıl oğlan yiyor.

Biliyorum, mahalledeki woke arkadaşlarım yine kızacak

Biliyorum birçok woke arkadaşım tepki gösterecek. Bazı kadın Yotuberlardan fırça yiyeceğim.
Ama lütfen piyaniste ateş etmeyin.
Kendi payıma çok eğlenceli buldum bu sabah muhabbetini.
Siz de hiç öyle kızmayın, çünkü anlattığım “kıl herif” gerçek değil.
Bir komedi filmi kahramanı.
Netflix’e konan “Buen Camino” adlı 2025 yılı bir İtalyan komedisinden aldım bu diyalogları.
2025’te İtalya’da en iyi iş yapan filmmiş.

Hafta sonu “memleketin bunca meselesi varken” lobisinden kurtulmak istiyorsanız

İnanın çok güldüm.
Şu son haftalarda Türkiye’de ve bölgemizde yaşadığımız insanlık dışı olayların kararttığı yüreğime o kadar iyi geldi ki.
Yazdıklarıma bakıp, sakın “spoil” yapıp seyir keyfinizin içine ettiğimi düşünmeyin.
Filmin girişindeki ilk 5 dakikalık bölümden aldım bu diyalogları.
Film asıl bundan sonra başlıyor.
Zengin bir kıl herifin kızına bile ne kıllıklar yaptığını seyrediyorsunuz.
Ama ondan sonra film bambaşka bir noktaya doğru gidiyor.

“Fukara insanlara üç Michelin Yıldızlı şeften tabldot yaptırır mısınız?”

Mesela hiç evsiz fukara insanlara, üç Michelin Yıldızlı bir şefin lokantasından tabldot yaptırdınız mı?
Ne bileyim, mesela İspanya’nın Ribero del Duero bölgesinin 1000 Euro’luk harika Pingus şarabını plastik damacanalara koyup, o fukaralara karton bardaklarla servis etmek aklınıza geldi mi?
Nereden gelecek…
Ne diyordu kıl herif?
“Servetini, parası olmayanların gözüne sokmak iyidir…”
Biraz akıllanmış, servetini karton bardağa koyarak masanıza koyuyor.
Bu arada altı tane de Ferrari’si var.

Hangover’dan beri seyrettiğim en güzel komedi filmi

Son yıllarda seyrettiğim en güzel komedi filmi bile diyebilirim.
Böylesine güldüğüm harika son iki komedi filmi “A Fish Called Wanda” ve “Hangover’dı…”
İşte onlar gibi bir film.
Bu hafta sonu dünyanın bu karanlık hallerinden kaçmak, konuşan kafa sefaletinin tozundan toprağından kurtulmak, iki saat boyunca Gazze, İran, kadın cinayetleri, “Köpeğe annem diyemezsin” diyen adamların kasvetinden azade olmak istiyorsanız…
Tavsiye ederim.
Kıl herifin parası vardı, sizin gözünüze sokmak istiyordu.
Benimse param yok, ama kahkahalarım var.
İşte bu kahkahalarımı gözünüze sokmak için biraz abartmış olabilirim.

Film bittikten sonra fark edeceğiniz son şey

Güzel seyirler!
Son bir uyarı…
Çok güleceksiniz ama film bitip yine “memleketin bunca meselesi varken” lobisinin kucağına düşünce anlayacaksınız ki;
Aslında çevrenizde, çevremizde, yani gerçek hayatımızda bundan beter bir sürü yeni zengin kıl herif var.
Ama kıl bir zengin herifi komedi filminde gülerek seyretmek; gerçek hayatta ifrit olarak katlanmaktan çok daha güzel bir şey…

Ertuğrul Özkök: Yemin ediyorum dünyanın en “kıl” patronu işte bu adam
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.