1. Haberler
  2. Gündem
  3. 65+ Yaşlı Hakları Derneği, yeni huzurevi yönetmeliğini değerlendirdi: 70 yaş sınırı yeni eşitsizlikler yaratabilir, kamusal bakım hizmetlerine erişim daralabilir

65+ Yaşlı Hakları Derneği, yeni huzurevi yönetmeliğini değerlendirdi: 70 yaş sınırı yeni eşitsizlikler yaratabilir, kamusal bakım hizmetlerine erişim daralabilir

“Huzurevi bir çaresizlik değil, bir hak ve tercih olmalı”

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

T24 Haber Merkezi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yeni Huzurevleri Yönetmeliği, kamu huzurevlerine kabul yaşının 70’e çıkarılması ve “risk esaslı yerleştirme sistemi” gibi düzenlemeler nedeniyle tartışma yarattı. Türkiye’de yaşlı bakım hizmetlerinin ölçeği de tartışmanın neden büyüdüğünü gösteriyor. Bakanlığa bağlı 176 huzurevinde yaklaşık 15 bine yakın yaşlı hizmet alırken, özel sektöre ait 291 huzurevinde kalan yaşlı sayısı 13 bini aşıyor. Bakanlık bu yıl 8 yeni huzurevini daha hizmete açmayı planlıyor. Ancak talebin kapasite artışına göre daha hızlı büyüdüğü belirtiliyor. 65+ Yaşlı Hakları Derneği’ne göre yönetmelik bir yandan yaşlı bireyi “bakım nesnesi” değil, hak sahibi bir yurttaş olarak tanımlayan önemli yenilikler içeriyor; diğer yandan kamusal bakım hizmetlerine erişimi zorlaştırabilecek riskler taşıyor. Dernek, özellikle uzun bekleme listeleri sürerken kabul koşullarının ağırlaştırılmasının yeni eşitsizlikler yaratabileceği uyarısında bulunurken, “yerinde yaşlanma”, bağımsız denetim ve alternatif bakım modellerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

65+ Yaşlı Hakları Derneği, yönetmeliğikle ilgili tartışmaları, yaşlı haklarını ve Türkiye’nin bakım politikalarını anlattı:

1-Yönetmeliğin getirdiği en önemli kazanım nedir?

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Yönetmeliğin “Genel Esaslar” bölümü, 2001 tarihli eski yönetmelikte olmayan, gerçekten önemli bir yenilik. Yaşlı bireyin yalnızca bakım ihtiyacı olan biri değil; onuru, mahremiyeti, tercihleri ve bağımsızlığı olan bir yurttaş olarak ele alınması çok değerli. Yaşlıların bireysel ihtiyaçlarına saygı, sosyal yaşama katılım, aktif yaşlanma, günlük yaşam becerilerinin korunması gibi vurgular çağdaş yaşlanma yaklaşımıyla uyumlu.

Örneğin yaşlının kendi odasının düzenine katkı sunmasının teşvik edilmesi küçük bir ayrıntı gibi görülebilir ama aslında çok önemli. Çünkü burada mesele temizlik değil; bireyin kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olmaya devam etmesi.

2-Yani yönetmelikte olumlu bir yaklaşım değişikliği mi görüyorsunuz?

Evet. Türkiye’de yaşlılık politikaları uzun süre daha çok “yardım” ve “muhtaçlık” ekseninde tartışıldı. Bu yönetmelikte ise daha hak temelli bir dil görüyoruz. Sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklerin teşvik edilmesi; gönüllü kuruluşlarla iş birliği yapılması da önemli.

Ama mesele yalnızca metne doğru ilkeler yazmak değil. Asıl soru şu: Bunlar uygulamaya nasıl yansıyacak? Bunun için personel kapasitesi, eğitim, denetim ve sivil toplum katılımı gerekiyor.

3-En çok tartışılan değişiklik kabul yaşının 70’e çıkarılması oldu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çok kritik bir değişiklik. Eski yönetmelikte kamu huzurevlerine kabul yaşı 60’tı. Yeni düzenlemeyle bu sınır 70’e çıktı. 60-69 yaş arası bireylerin kabulü ise ancak yaşlılığa bağlı hastalıklar nedeniyle bağımlılık durumunun belgelenmesi şartına bağlandı.

Bir açıdan bakarsanız bugünün 60 yaş kuşağı geçmişe göre daha aktif ve bağımsız yaşıyor. Bu doğru. İnsanlar daha uzun süre üretken kalabiliyor. Ancak Türkiye’nin sosyal gerçekliğine de bakmak gerekiyor.

Çünkü yalnız yaşayan, sosyal destekten yoksun, yoksulluk riski taşıyan yaşlı nüfus da hızla büyüyor. Dolayısıyla mesele sadece “sağlıklı yaşlanma” değil; aynı zamanda yalnızlık, bakım yükü ve sosyal dışlanma.

4-Bu değişiklik pratikte neye yol açabilir?

Kamusal bakım hizmetlerine erişimin daralmasına yol açabilir. Yönetmelikte “hizmetleri daha sürdürülebilir hale getirmek” hedefinden söz ediliyor ama bunu hizmet arzını sınırlandırarak yapmak doğru mu, bunu tartışmamız gerekiyor.

Bugün zaten huzurevlerinde uzun bekleme listeleri var. Bakanlığın verilerine göre huzurevine yerleşmek için bekleyenlerin sayısı 11 bini aşmış durumda. Başvuru sayıları da artıyor. Böyle bir tabloda kabul koşullarını zorlaştırmak ileride daha büyük eşitsizlikler yaratabilir.

5-Yönetmelikte risk gruplarıyla ilgili yeni bir sistem de var. Orada ne görüyorsunuz?

Risk esaslı değerlendirme, bireysel bakım planı gibi düzenlemeler aslında doğru adımlar. Çünkü her yaşlının ihtiyacı aynı değil. Ama bunları yapacak kadroların hazırlanması, eğitimi, kılavuzların ve prosedürlerin hazırlanması çok önemli. Bu adımlar ancak bu koşullarla doğru sonuç verebilir.

Öte yandan özellikle “Kırmızı Risk Grubu” için öngörülen yerleştirme sistemi ciddi sorunlar yaratabilir.

Yönetmeliğe göre ihmal, istismar mağduru ya da bakım verecek kimsesi olmayan bir yaşlı önce bulunduğu ilde geçici olarak yerleştirilecek, ardından Türkiye genelinde ilk boşalan kontenjana gönderilebilecek.

Bu teknik olarak hızlı çözüm gibi görünebilir ama yaşlı bireyin sosyal çevresini tamamen koparma riski taşıyor.

6-Neden bu kadar önemli?

Çünkü yaşlılık yalnızca fiziksel bakım meselesi değildir. İnsanların yaşadığı mahalleyle, komşularıyla, alışkanlıklarıyla kurduğu bağlar vardır. Bir mahalle bakkalı, apartman görevlisi, eski komşu… Bunların hepsi yaşlının sosyal sermayesidir.

Siz bir kişiyi İstanbul’dan alıp başka bir kente gönderdiğinizde yalnızca adres değiştirmiyorsunuz; onun aidiyet duygusunu da kesiyorsunuz.

Biz bu nedenle “Türkiye geneli ilk boş kontenjan” yaklaşımı yerine öncelikle il içi, sonra yakın çevre veya yaşlının sosyal bağlarının bulunduğu bölgelerin dikkate alınmasını öneriyoruz. Bu “yerinde yaşlanma” perspektifine de uygun olur.

7-Yerinde yaşlanma tam olarak ne demek?

Çoğu kişi bunu “sonuna kadar kendi evinde yaşamak” gibi düşünüyor ama mesele bu değil. Yerinde yaşlanma, bireyin kendi tercih edeceği sosyal ve fiziki çevre içinde, güvenli ve sağlıklı koşullarda yaşamını sürdürebilmesi demek.

Bu bazen kendi evidir, bazen destekli yaşam modelidir, bazen gündüz yaşam merkezi, bazen yaşlılar konut kooperatifi, bazen huzurevidir. Önemli olan bireyin tercih hakkı ve toplumsal bağlarının korunmasıdır.

8-Türkiye’de huzurevlerine yönelik toplumsal algı sizce nasıl?

Hâlâ oldukça olumsuz. Huzurevi çoğu zaman terk edilmişlik ya da çaresizlik üzerinden konuşuluyor. Oysa huzurevinde yaşamak bir hak ve kişisel tercih olarak görülmeli.

TÜİK verilerine göre bugün ilerki yıllarını huzurevinde geçirmek isteyenlerin oranı yüzde 6 civarında. Bu düşük gibi görünebilir ama Türkiye’nin yaşlanan nüfusu düşünüldüğünde aslında çok büyük bir sayıdan söz ediyoruz.

Bazı insanlar yalnız yaşamak istemiyor. Bazıları güvenlik, sağlık hizmeti veya sosyal yaşam nedeniyle huzurevini tercih edebilir. Bu tercih utanılacak bir şey değil.

9-Yönetmelikte alternatif bakım modelleri konusunda olumlu adımlar var mı?

Gündüz Bakım ve Aktif Yaşam Merkezleriyle ilgili olarak, sadece sosyal yoksunluk nedeniyle kurum bakım talep eden yaşlıların önce bu merkezlere yönlendirilmesi doğru bir yaklaşım.

Ama burada ciddi bir kapasite sorunu var. Türkiye genelinde, Bakanlığa bağlı merkezlerin sayısı sadece 42 civarında ve yararlanan yaşlı sayısı yaklaşık bin kişi. Bu ölçek Türkiye için çok yetersiz.

Yerel yönetimlerin de sürece dahil edilmesi gerekiyor. Mahalle ölçeğinde sosyal yaşam merkezleri oluşturulmalı. İnsanların eve kapanmadan yaşlanabilmesi için kamusal sosyal alanlara ihtiyacı var.

10-Yönetmelikte huzurevlerinde görev yapacak 20 farklı kadro belirlenmiş, görev ve yetkileri sayılmış, bu yeterli mi?

Yönetmelikte gerontolog, ergoterapist ve yaşlı bakım görevlisi gibi önemli uzmanlıklara yer verilmesini çok olumlu buluyoruz. Özellikle gerontologların ve yaşlı bakım teknikerlerinin kurumlarda aktif görev alması çok gerekli.

Ancak bazı kritik görevler için uzmanlık ve deneyim ölçütleri yeterince açık değil. Müdür, müdür yardımcısı, tabip gibi kadrolarda yaşlılık alanına özgü uzmanlık, mesleki yeterlilik ve hatta kıdem kriterlerinin netleşmesi gerekiyor.

Bir de norm kadro meselesi var. Türkiye’deki her huzurevinde bütün uzmanların tam zamanlı bulunması gerçekçi olmayabilir ama hangi kurumda minimum hangi personelin bulunacağı belirlenmeli.

Tabii bu zengin kadronun hangi kaynaklarla, nasıl bir takvim içinde sağlanacağı da açıklığa kavuşturulmalı.

11-Yönetmeliğin yayımlanmasından yalnızca iki gün sonra İstanbul’daki bir huzurevinde personelin yaşlılara şiddet uyguladığı görüntüler ortaya çıktı. Bu olay, huzurevlerinde denetim konusunu yeniden gündeme getirdi. Sizce mevcut sistem yetersiz mi kalıyor?”

Tam da bu nedenle bağımsız denetim mekanizmalarının artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu düşünüyoruz.

Kapalı bakım kurumlarının yalnızca kendi iç denetimleriyle ya da bağlı oldukları idari yapı tarafından denetlenmesi dünyanın birçok yerinde artık yeterli kabul edilmiyor. Çünkü bu kurumlar doğaları gereği dışarıya kapalı yapılar. Yaşlı bireyler çoğu zaman yaşadıkları hak ihlallerini ifade etmekte zorlanabiliyor; kimi zaman fiziksel, kimi zaman bilişsel, kimi zaman da psikolojik nedenlerle seslerini duyuramıyorlar.

İstanbul’daki görüntüler hepimizi derinden sarstı ama açık konuşmak gerekirse mesele yalnızca tekil bir olay değil. Bu tür görüntüler ortaya çıktığında toplum kısa süreli bir öfke yaşıyor, ardından konu gündemden düşüyor. Oysa asıl mesele, kötü muamelenin ortaya çıkmasını tesadüflere bırakmayacak bir sistem kurabilmek.

Bizim eksikliğini gördüğümüz şey tam da bu “üçüncü göz” mekanizması. Yani yalnızca kurum yöneticilerinin değil; bağımsız uzmanların, sivil toplum temsilcilerinin, meslek örgütlerinin ve gerektiğinde ailelerin de sürece dahil olduğu şeffaf bir izleme sistemi.

Aslında Türkiye’de bunun örnekleri tamamen yok değil. Özel sektöre ait engelli bakım merkezleriyle ilgili mevzuatta bir gönüllü kuruluş tarafından değerlendirme yapabilmesine imkan tanıyan düzenleme var. Benzer bir yaklaşım huzurevleri için de geliştirilebilirdi.

Çünkü mesele yalnızca kötü örnekleri tespit etmek değil; yaşlı bireyin haklarını sürekli gözeten bir bakım kültürü oluşturmak. Şeffaflık arttığında hem hizmet kalitesi yükselir hem de toplumun bu kurumlara duyduğu güven güçlenir.

12-Peki bundan sonra ne yapılmalı?

Türkiye artık yaşlanmayı geçici bir sosyal yardım başlığı olarak değil, uzun vadeli bir yaşam politikası olarak görmek zorunda.

Önümüzdeki yıllarda yaşlı nüfus hızla artacak. Dolayısıyla bugün konuştuğumuz mesele yalnızca huzurevleri değil; konut politikası, kent planlaması, sağlık sistemi, sosyal yaşam ve insan hakları meselesidir.

Bu yüzden devletin, yerel yönetimlerin, akademinin ve sivil toplumun birlikte çalışması gerekiyor. Yaşlılık hepimizin geleceği. Bugün kurduğumuz sistem, yarın nasıl yaşlanacağımızı belirleyecek.

65+ Yaşlı Hakları Derneği, yeni huzurevi yönetmeliğini değerlendirdi: 70 yaş sınırı yeni eşitsizlikler yaratabilir, kamusal bakım hizmetlerine erişim daralabilir
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.