Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ni 11 Mayıs tarihinde imzalamasının ardından tam 15 yıl geçti. İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülke olmamıza karşın beş yıl önce cumhurbaşkanı kararıyla sözleşme feshedildi. Kadınlar, sözleşmeden vazgeçmediklerini dile getirirken “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” vurgusu yapıyor.
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun da Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı verileri yayımanladı. Verilerine göre nisan ayında 183 çağrı gelirken, yeni açılan 42 vakanın 33’ü ev içi şiddet olarak kaydedildi. Vakaların büyük bölümünde fail eş olurken başvuruların yarısı psikolojik şiddet nedeniyle yapıldı. Şiddete maruz bırakılanların yüzde 94.4’ünü kadınlar oluştururken, başvurularda psikolojik şiddet ilk sırada yer aldı. Şiddet türlerinin dağılımında psikolojik şiddet yüzde 50 ile ilk sırada bulunurken fiziksel şiddet yüzde 32.15 olarak kaydedildi. Sosyal şiddet yüzde 10.71, cinsel ve ekonomik şiddet ise yüzde 3.57 oranında rapora yansıdı.
‘YAKINLARINDAKİ ERKEKLER…’
Cumhuriyet’e konuşan federasyon Başkanı Canan Güllü, “Nisan ayında hatta ulaşan çağrılar bir kez daha gösterdi ki kadınlar en çok en yakınlarındaki erkekler tarafından şiddete maruz bırakılıyor. Şiddetin adresi çoğu zaman sokak değil, ‘güvenli alan’ denen evler oluyor. Vakaların yarısında psikolojik şiddetin öne çıkması çok çarpıcıdır. Çünkü bugün kadınlar yalnızca fiziksel saldırıyla değil; tehdit, baskı, kontrol, yalnızlaştırma ve korkutmayla yaşamaya zorlanıyor. Fiziksel şiddet görünür olduğunda toplum tepki veriyor ancak psikolojik şiddet çoğu zaman sessizce normalleştiriliyor. Oysa kadınların yaşam enerjisini, karar alma gücünü ve özgürlüğünü yok eden süreç tam da burada başlıyor” ifadelerini kullandı.
Güllü, “15 yıl önce İstanbul Sözleşmesi’ni imzalarken kadına yönelik şiddetin insan hakları ihlali olduğunu kabul etmiştik. Ancak 2021’de sözleşmeden çekilmenin toplumsal sonucu ağır oldu. Şiddetle mücadelede hak temelli yaklaşım zayıfladı, cezasızlık algısı büyüdü ve kadınlar kendilerini daha yalnız hissetmeye başladı. Biz İstanbul Sözleşmesi yaşatır demekten vazgeçmeyeceğiz. Çünkü bu sözleşme yalnızca bir metin değil; önleme, koruma ve yaşam hakkı demektir. Kadınlar yaşamak istiyor ve devletin görevi bu yaşamı korumaktır” dedi.
‘GÜVENCE ORTADAN KALKTI’
29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan ise “İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasında Türkiye’deki kadın hareketinin çok önemli bir rolü var. Türkiye başvurusundan sonra gündeme alınarak İstanbul Sözleşmesi imzalandı ve yürürlüğe girdi. Bu kadın hareketinin bir başarısıydı” dedi. Sözleşmenin feshedilmesine değinen Sarıhan, “Bu güvencenin ortadan kalkmış olması kadına yönelik şiddetin adeta kontrolsüz kalmasına ve şiddete yönelik eylemliliklerin de artmasına sebep oldu. Daha önce günde dört cinayet olduğunu söylerken bugün artık sayısını bilemediğimiz kadar kadın cinayetleri gündeme geliyor. Kadınların diğer hakları noktasında da önemli gerilemeler var” diye konuştu.
Sarıhan, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını kabul etmediklerini vurgulayarak, 6284 sayılı kanunun sözleşmenin temel ilkelerine dayandığını hatırlattı. Sarıhan sözlerini şu şekilde noktaladı: “Biz bu sözleşmenin yürürlükten kaldırılması, biçimsel olarak şekli olarak yürürlükten kaldırılmış olmasını da kabul etmiyoruz. Çünkü 6284’ün esas olarak bu sözleşmeye dayalı bir yasa olduğu bilincindeyiz. Bu bilinçle de sözleşmeye yeniden dönülmesini istiyoruz”


