DİSK Basın-İş, Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu’nun kanaldaki istifalar sonrası yaptığı açıklamalara sert tepki gösterdi. Sendika tarafından yapılan açıklamada, Mahiroğlu’nun ifadelerinin “iktidar diliyle benzerlik gösteren hezeyanlarla dolu” olduğu savunuldu.
Son dönemde yaşanan istifalar sonrası canlı yayına katılan Cafer Mahiroğlu, sosyal medya paylaşımı nedeniyle özür dilemiş ve “Soğukkanlılığımı koruyamadım, ben de insanım” demişti. Mahiroğlu, ekonomik koşullar nedeniyle kanala kendi cebinden kaynak aktardığını belirtirken, ayrılan gazetecilerin başka kanallarla anlaştığı yönünde duyum aldığını söylemişti.
Mahiroğlu’nun açıklamalarına tepki gösteren Basın-İş, “Krizin bedelini gazetecilerden mi çıkarmak istiyor?” diye sorarak Mahiroğlu’nu eleştirdi.
DİSK-Basın-İş’in açıklaması şöyle oldu:
“HALK TV PATRONU CAFER MAHİROĞLU’NA ELEŞTİRİ
Cafer Mahiroğlu’nun açıklamaları, iktidar diliyle benzerlik gösteren hezeyanlarla dolu. Halk TV’nin ekonomik baskı altında olması gerçeği, bu durumun faturasının çalışanlara kesilmesini asla meşrulaştırmaz. Cafer Bey, krizin bedelini gazetecilerden mi çıkarmak istiyor?
Bugün gazetecilerin talebi çok açık: İnsanca yaşayacak bir ücret, güvenceli çalışma koşulları ve editoryal bağımsızlık.
Ancak yayın boyunca bu taleplerin hiçbirine gerçek bir yanıt verilmedi. Mesele bilinçli bir biçimde, “başka kanallarla anlaşan ekran yüzleri” tartışmasına indirgendi. Oysa sorun birkaç isimden ibaret değil; asıl mesele, içeride açlık sınırının altında çalışan emekçilerin varlığıdır. Patronluk yalnızca şirket hissesine sahip olmak değil, çalışma düzeni üzerindeki güç ilişkisini de yönetmektir. İş barışını sağlamak ve ücret sorumluluğunu yerine getirmek işverenin temel yükümlülüğüdür.
“100 bin lira verilse mutlu olmayacaklar” denilen bir ortamda, çalışanlara reva görülen ücretin yaklaşık 40 bin TL olması tabloyu netleştiriyor. İnsanlar lüks değil, hayatlarını sürdürebilecekleri bir ücret talep ediyor. Bugün İstanbul’da 40 bin lira ile bir gazetecinin nasıl ayakta kalacağına dair tek bir somut cevap verilmiş değil.
Üstelik Mahiroğlu, “Giden arkadaşlar yok pahasına çalışmıyordu” dedi. Mesele yalnızca gidenler değil; içeride kalanların her geçen gün ağırlaşan koşullarıdır.
Editoryal bağımsızlık da yalnızca “prompter müdahalesi” tartışmasına indirgenemez. Keyfi yayın yasakları, kara listeler ve konuk tercihlerine yapılan birebir müdahaleler de bu sorunun bir parçasıdır. Gazetecilik; patronların siyasi ve ekonomik hassasiyetlerine göre şekillendirilemez.
Açıklamadaki bir diğer vahim nokta ise sendikamızı hedef alarak sendikal örgütlenmeye yönelik yaklaşım. “Gücünüz bize mi yetiyor?” diyerek sendikal mücadeleyi küçümsemek, sendikanın işlevinin kavranmadığını gösteriyor. Sendika, tam da güçsüz bırakılan emekçilerin ortak gücü ve patron karşısında tek başına bırakılan gazetecinin savunma aracıdır.
Hak talebini “tehdit” olarak görmek de aynı çarpık anlayışın sonucudur. “Bana tehditle gelirseniz…” diyerek çalışanların taleplerini kriminalize etmek, emek mücadelesini bastırma refleksidir. Oysa asıl tehdit; düşük ücret, güvencesizlik ve “ses çıkarırsanız kapı orada” zihniyetidir.
“Ben çalışanlar için vergi ödüyorum,” söylemi de oldukça sorunlu bir yaklaşımdır. Vergi ödemek bir patronun lütfu değil, yasal yükümlülüğüdür. Hiçbir işçi, “Bana maaş verme ama vergimi yatır” demez. Ayrıca gazetecilerin görevi kuruma reklam bulmak ya da gelir azaldığında patron adına siyasi kampanya yürütmek değildir. Gazeteci bunu yapmaya başladığı an, mesleki etiği tartışılır hale gelir.
Muhalif izleyicinin desteğinin arkasına sığınıp ekonomik zorluklar anlatılırken, aynı empati neden çalışanlar için kurulmuyor? Bu gazeteciler büyükşehirlerde açlık sınırında nasıl yaşayacak?
Bugün yaşananlar bireysel bir kavga değil, medya sektöründeki sınıfsal eşitsizliğin bir dışavurumudur. “Neden şimdi konuşuyorsunuz?” sorusunun cevabı ise basittir: Çünkü bıçak kemiğe dayanmış, geçim krizi saklanamayacak boyuta ulaşmıştır.
Son olarak; Sayın Mahiroğlu’na, yayınına çıktığı moderatörün ismini öğrenmesini tavsiye ederiz. Çünkü emekçiyi görünmez kılan anlayış, önce karşısındaki insanı tanımamakla başlar.
https://twitter.com/diskbasinis/status/2053929073345261737
MAHİROĞLU NE DEMİŞTİ?
Son günlerde yaşanan istifalar sonrası yaptığı sosyal medya paylaşımı tartışma yaratan Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu, kanalda katıldığı canlı yayında yaşananlarla ilgili açıklamalarda bulunmuştu. Mahiroğlu, “Soğukkanlılığımı koruyamadım, ben de bir insanım. Hata yaptım” derken ayrılan gazetecilerin başka kanallarla anlaştığına yönelik de ifadeler kullanmıştı.
Sinem Fıstıkoğlu ile Sansürsüz programına konuk olan Cafer Mahiroğlu, canlı yayında söz konusu paylaşımı nedeniyle özür dileyerek yaşananları şöyle anlattı:
“Ben de duygusalım, ben de bir insanım. Neden tepki gösterme hakkım elimden alınıyor” diyen Mahiroğlu, “Ben bile kendime şaşırdım. Ben bu kadar kötü bir patron muyum. Çalışanlarım değil, yoldaşlarım bunlar benim. Hepsinin omzuna dokunmuşumdur” diye konuştu. Mahiroğlu, “Şimdi öncelikle ben şunu söylemek istiyorum. Evet, bu arkadaşlarımızın ayrılıklarına gelmeden önce yani sorunların içeriğini konuşmadan önce, öncelikle ben bir insanım, sonuçta duygusal bir hezeyan yaşadım ve o linç kampanyasında belki de hiç göstermemem, soğukkanlı olmam gereken bir durumda bir Tweet paylaştım. Bunun içeriği hakkında hiç girmeden öncelikle bundan dolayı bir hata yaptığımı ve özür dilediğimi söylemek istiyorum. Çünkü şundan dolayı söylüyorum, bütün paydaşlarımdan özür diliyorum”.
Kanaldaki ücret adaletsizliği tartışmalarına değinen Mahiroğlu, Halk TV’nin bulunduğu ekonomik yapı içerisinde gelir – gider dengesini tutturmaya çalıştığını, tutturamadığını ve cebinden para koyduğunu söyledi. Mahiroğlu, “Ben İngiltere’de kazandıklarımla burada risk alıyorum. Ben ülkeme gelemiyorum” dedi.
Mahiroğlu, “Arkadaşlarımız yok pahasına çalışmıyorlardı. Eğer bu arkadaşlarımız ‘bizden kes ekran arkasındaki arkadaşlarımıza ver’ dedilerse ben duymadım” derken, “Bir anda nasıl bir tsunamiye dönüştü anlamadım. Halk TV’yi yıkalım, elinize ne geçecek? Ben Halk TV’den para kazanmıyorum ki” ifadelerini kullandı.
“Halk TV’yi bu kadar yıpratmanın nasıl bir anlamı olabilir” diyen Mahiroğlu, ayrılan gazeteciler için “Gitmenin de bir üslubu vardır. Bugünden yarına iş bırakılır mı? Benim açımdan sorun yok ama bu halka saygısızlıktır” ifadelerini kullandı.
Mahiroğlu, “Bugün mü oldu bu ekonomik adalet dengesizliği, bugün mü ortaya çıktı?” diye sordu. Mahiroğlu, ayrılan gazetecilerin kendisine ulaşmadığını ifade ederken “6 kişinin bir anda gitmesi nasıl izah edilebilir? Bir günde hadi ben gidiyorum demek halka saygısızlıktır” ifadelerini kullandı.
Kimsenin hakkını yemediğini ifade eden Mahiroğlu, “Beni niye ’emek sömürücüsü’ gibi lanse diyorsunuz Halk TV’yi de kapatın, elinize ne geçecek” diye konuştu.
Ayrılan gazetecilerin başka televizyon kanalıyla anlaştığına dair duyumu olduğunu belirten Mahiroğlu, “Ana haber, öğlen kuşağı için anlaşılmış. Çok doğal, benden helallik almak zorunda değiller. Tabii ki başka yere gidip çalışacaklar. Ama keşke birdenbire gitmeselerdi” dedi.
NE OLMUŞTU?
Seda Selek, 30 Nisan’da Halk TV’den ayrıldığını açıklamıştı. Yıllardır sunduğu ‘Neden-Sonuç’ programı yayınının sonunda kanaldan ayrılma kararını duyuran Selek, “Bilin ki son derece haklı gerekçelerim var” demişti.
Ardından 8 Mayıs’ta ise Sorel Dağıstanlı, kanaldan ayrıldığını, “5 yıldır görev yaptığım Halk TV’den ayrılmış bulunmaktayım. Nedeni, bir süre önce arkadaşım Seda Selek’in ayrılığı ile ilgili yaptığım sosyal medya paylaşımı” ifadeleriyle duyurmuştu. Ardından Buket Güler de bugün kanaldan ayrıldığını açıklamıştı. Gözde Şeker ve Remziye Demirkol da istifa eden son isimler olmuştu.


