T24 Haber Merkezi
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulunuyor.
Hatimoğulları’nın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
“15 Mayıs Kürt Dil Bayramı. Hawar’la başlayan tarihsel yürüyüş, bugün “Perwerdeya Kurdî” talebiyle sürüyor.
Bir dilin yüzyılı aşan mücadelesi, aynı zamanda varoluş, kimlik, hafıza ve onur mücadelesidir. Dili susturmak, bir halkın hafızasını silmek demektir.
Kürtçe ve tüm ana diller, bu coğrafyanın ortak mirasıdır. Anamızın sütü kadar bize haktır, helaldir. Kürtçe, evde, okulda, hastanede, mahkemede, belediyede ve Meclis’te yaşamalıdır. Eğitim hakkına kavuşmalı, anayasal güvence altına alınmalıdır.
Celadet Ali Bedirxan şahsında, Kürt dilinin yaşaması için emek veren, büyük bedeller ödeyerek dil mücadelesini bugünlere kadar taşıyan herkesi saygıyla anıyorum.
Bütün Kürt halkının Kürt Dil Bayramı’nı kutluyorum.
Geçen hafta Van Cezaevi’nde Hakkâri Belediyemizin mevcut eş başkanı Mehmet Sıddık Akış‘ı ve önceki dönem eş başkanı Cihan Karaman’ı ziyaret ettik.
2014’ten bu yana Hakkâri’de seçilen her belediye eş başkanımız cezaevi gördü: Dilek Hatipoğlu, Nurullah Çiftçi, Cihan Karaman ve en son Mehmet Sıddık Akış…
Her seçimden sonra halkın iradesi kelepçelendi, mazbatanın yerine kayyım konuldu. Yıllarca cezaevi, kesintisiz bir zulüm, kesintisiz kayyım…
Kürt meselesi, sandığa giden Kürdün iradesinin cezaevine atılmasıyla sembolleşti. Hukuk bunun neresinde? Bu zulümdür, bu seçilmişe müdahaledir.
Tüm tutuklu seçilmişler derhal serbest bırakılmalı, kayyım zulmü artık bitmeli. Halkın iradesine ve sandığa saygı gösterilmeli. Bütün seçilmişler görevlerine iade edilmelidir.
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, işçinin ve emekçinin hakkını savunduğu, cezasızlık düzenini teşhir ettiği için 58 gündür tutuklu.
Bugün Mehmet Türkmen’in yargılandığı davanın duruşması görülüyor. Mehmet Türkmen’in ve direnen tüm işçilerin yanındayız.
Sendikal faaliyet suç değildir. İşçinin, emekçinin hakkını savunmak suç değildir. Hak arama mücadelesi yargı eliyle bastırılamaz. Mehmet Türkmen’in bugün acilen serbest bırakılması gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz.
Yarın Soma Katliamı’nın yıl dönümü. Maden katliamında hayatını kaybeden 301 madenciyi saygı ve özlemle anıyorum.
Soma’da 301 madencimizi “kader” değil, kâr hırsı ve denetimsizlik katletti. Uyarılar görmezden gelindi.
Gerçek sorumlular bugün korunuyor. Buna karşın işçinin hakkını savunan avukatlar Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay hâlâ cezaevinde. O dönemin Başbakanlık müşaviri maden işçisini tekmeledi. O fotoğrafı hangi birimiz unutabilir? Bir işçiyi tekmeleme hakkını kendinde nasıl görebiliyor? Nasıl böyle zehirlenmiş bir yetkiyle donatılabiliyor? Cezalandırılması gerekirken terfi ile ödüllendirildi.
Bu tablo, Türkiye’deki adaletsiz düzenin en somut kanıtıdır. Katillerin kollandığı, hak arayanların cezalandırıldığı, mafyalaşan bu sömürü düzenine karşı emeğin onurunu sonuna kadar savunacağız.
İşçiler katlediliyor, sorumlular hesap vermiyor. Doğa talan ediliyor, iktidar talan politikalarına ruhsat dağıtmaya devam ediyor. Kadınlar katlediliyor, failler korunuyor.
Sadece geçen ay 24 kadın erkekler tarafından katledildi. Yılın ilk dört ayında bu sayı 99’a ulaştı. Bu ülkede neredeyse her gün bir kadın yaşamdan koparılıyor.
Peki iktidar bu tablo karşısında ne yapıyor? Kadınları korumak için acil önlemler mi alıyor? Şiddet faillerine karşı caydırıcı düzenlemeler mi getiriyor? Hayır. Bunun yerine “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan ediyor.
Geçen yıl da “Aile Yılı” ilan etmişlerdi. Sonuç ne oldu? En az 299 kadın öldürüldü. Bu ülkede tek bir günde altı kadının katledildiği günler yaşandı.
Kadın cinayetlerini durdurmak için ortada tek bir somut eylem planı yok. Kadınların yaşam hakkını güvence altına alacak tek bir acil tedbir yok.
Bakanlığın adından “Kadın”ı çıkarıp yerine “aile”yi koymanız tesadüf değil. Kadını birey olarak değil, yalnızca aile içinde tanımlayan bu anlayışın sonucu ortadadır.
Kadın doğuran bir makine midir? Kadın insan değil midir, eşit yurttaş değil midir? “Kadının adı yok” diyen zihniyet ile kadını yaşamdan koparan zihniyet birbirinden ayrı değildir.
Bu anlayış, kadınların özgürlüğünü, emeğini, hayallerini ve eğitim hakkını hedef alıyor. Kadınları kendi yaşamları üzerinde söz sahibi bireyler olarak görmeyen bu politika, şiddeti de eşitsizliği de derinleştiriyor.
Kadınlar şaşalı kampanyalar değil, yaşam güvencesi istiyor. Slogan değil, bütçe istiyor. Vaat değil, etkin koruma istiyor. Bir kadın daha katledilmeden önce harekete geçin.”
Devam edecek…


